Teselli aracı rakının marifetleri…

Bilindiği gibi genelde içki sofralarında paylaşılan dostluklar çok anlamlıdır, özellikle de rakı sofraları dostlukları unutulmazdır asla. Bu nedenle rakı sofrasında sofrayı paylaşacağımız kişiler özenle seçilir. Aslında bunun nedenine inebilmek pek zor değildir. Çünkü rakı çok yavaş içilen bir içki, diğer içkilere oranla içim süresi çok daha uzun. Rakı âdâbı gereği de sohbetler hem uzun sürüyor, hem de koyulaşıyor.

Böylece sofrayı paylaştığımız kişiyi tanıyabilmemiz kolaylaşıyor haliyle. İçki “mihenk taşı” (denek taşı) zaten. Sofrada aheste aheste demlenirken masayı paylaştığımız kişinin ahlâkı, değeri ortaya çıkıyor bir çırpıda. Ölçebiliyoruz kendisinin öz değerlerini kolaylıkla. Rakı sofrası da uzun sürdüğü için kişinin ayarını anlayabilmek, gradosuna ulaşabilmek daha da kolaylaşıyor.

Aheste aheste içiliyor rakı, lezzet ala ala. Babacan tavırlı Aydın Boysan Beyin dediği gibi, “Semaverin üstündeki çaydanlıkta demlenen çay gibi ağır ağır, sindire sindire demlenilir”, keyif ala ala. Çünkü raconu budur rakı içmenin. Bu nedenle de rakı sofraları özenli sofralardır, özel sofralardır. Bize özgü çeşni sofralarıdır rakı sofraları.

Bilindiği gibi âdâbıyla içenler rakıyı özenle hazırlanmış az miktarda mezeyle içerler. Rakıdan bir cura yudumladıktan sonra mezelerden çatal-ucu azar azar alırlar, silip süpürürcesine mezelere girişmek rakı âdâbına uygun düşmez pek. Sevgili Dr. Erdal Atabek Beyin dediği gibi sofrada beğenilen mezelerden az almak, ikram etmek, paylaşmak gerekir.

Rakı, müzik kadın... İşte hayat...

Bugünlerde bunlar yapılmıyor mu? Pek tabii ki yapılıyor, hem de eksiksiz yerine getiriliyor üstelik. Ben sadece gelecek kuşaklara aktarmak, tarihe iz düşürmek için dile getirdim bütün bunları. Başkaca bir gayem yok, olamazda asla.

Bu nedenle de rakı servisi yaptığı konuğuma “Rakınız kaymak, sofranız bereketli, sohbetiniz daim olsun efendim” dileğinde bulunarak girerdim hizmete. Çünkü yaşamın gerçeğine ancak sohbetlerle ulaşılabileceğine inanırdım. Halen de aynı inanca sahibim. Bana göre rakısı da mezesi de bahanedir, aksesuardır sadece. Belki de bunun için bizden öncekiler “Müdavele-i efkârdan esrarı hakikat doğar” (Karşılıklı söyleşerek gerçeğin sırrına ulaşılır) diyerek otururlarmış çilingir sofralarına ve “Gerçeğin sırrına söyleşerek, sohbet ederek ulaşmaya çalışırlarmış”.

Aslında karşılıklı söyleşeceğimiz en anlamlı sofraların başında rakı sofraları gelir. Daha önce de vurguladığım gibi rakı mihenk taşıdır, denek taşıdır, açar adamı, çözer adamı anında. Adamın çözülmesine “Uskumrunun perhizi fazla kaçırmış zarif hatunu”, yani yoluyla yordamıyla hazırlanmış “Çiroz Salatası” çekici lezzet olarak yardımcı olurken, onu “Ançüez Ezmesi” pazarlar. Hâsılı, çiroz salatasının ançüez ezmesi ile birlikteliği lezzetlerin görkemli balesi zarafetindedir.

Malûm batılılar “amüskül” derler yemek öncesi yenen iştah açıcı, iştah kamçılayıcı hafif yiyeceklere. Ançüez ezmesi de iştah kamçılayıcı amüsküllerin (amiyane tabirle) hasosudur. 1950’li yıllarda akşamcı rakı tiryakilerinden bazıları boşuna dememiştir, “Rakı sofrasının fingirnozu çiroz salatası, muhabbet tellâlı da ançüez ezmesidir” diye. Bu nadide lezzetler iştahı açıp kamçılarken rakı da beyni açar, gönlü açar, dilini çözer adamın çilingirin kullandığı maymuncuk misali.

Ayık kafada toplumsal baskılardan dolayı gizlediği gerçek karakterini bir anda oturtuverir masanın göbeğine. Adam iyi ise yaşanan anlar daha da güzelleşir, yaşamın anlamı çıkar ortaya. Kötüyse eğer vay halimize, bir “an”ın içinde gizlenmiş olan yaşamın tadı yine bir anda zehir olup gider.

Bu da komşunun hali...

Sözün kısası marifetleriyle destanlar yazılır bu maskaranın. Boşuna dememişler onu yeterince tanıyanı vezir, tanımayanı rezil eder diye. Vezirliğin saltanatı da işin kararında, işin ölçüsünde gizlidir. Rezilliğine gelince, dilerseniz onu da bir İstanbul sevdalısı, mümtaz bir rakı tutkunu olan Üstad Ahmet Rasim Bey’den dinleyelim.

“… Sarhoşluğu ta çocukluğumdan beri tanırım. Dahası, kimde olursa olsun görür görmez anlar, ya bir yana çekilir, gizlenir, kapı açıksa eve kaçar, ya bir sokağa sapar, köşesinden gözetler, ya da tabanları kaldırıp öteki mahalleye kapağı atardım. Ama bu her zamanki davranışlarımdan değildi.

Vakit olur ki benim gibi üç dört bastı bacak bir araya gelir, onun sendeleye sendeleye, düşecekmiş gibi öne kaçarak toparlana toparlana, duvarlara, ev kaplamalarına, kapılarına tutuna tutuna, tutunamayıp “menzil cambazları” gibi açık parmak elleriyle bir tür denge yapa yapa… Arada düşüp, o zamanlar çok bol olan çamurlara, tozlara bulana bulana, yüzüstü, boylu boyuna kapanıp hayırseverlerden birinin, birkaçının yardımıyla kaldıra kaldıra ya da düşmeyip kıçüstü oturup kalka kalka, bilinen deyimiyle orsa baca pupa yelken, gözler ilerilere dikile dikile, kapanması ziyade, açıklığı azca ama herhalde süzüle süzüle…

Fes yanpiri, arkada kaşlar üzerinde, bir kulağa düşük, tepesi basık, yanları yıkık, bir duvar senin, bir duvar benim dercesine volta vura vura, şaşılacak hal, söz söyleyemediği halde nara ata ata, söve saya, salyalar tavuskuyrukları salıvere salıvere, tüküre tüküre… “Durucuk” dura dura, arada güler gibi yüz buruştura buruştura, her nedense rastladıklarından kimilerine dudak büke büke, şuna buna çata çata, geçip gideni, konup göçeni seyrederek eğlenirdik.”

Yukarıdaki satırlar, ipeksi kalemli, balımsı kelamlı Ahmet Rasim Beye “Üstad” unvanının verilmesinin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha ispatlıyor bizlere. Ne güzel, ne yüce bir insanmış kendisi.

Gelin Üstad Ahmet Rasim Beyin böylesine güzel, böylesine hoş sarhoşluk tasvirinden sonra edebiyatımızın unutulmazlarından biri olan Refik Halit Karay Beye de kulak verelim, kendisi sarhoşları hangi kategorilere ayırıyor bir bakalım:

“Keyifli Sarhoş”, “Muhabbetli Sarhoş”, “Durgun Sarhoş”, “İçli Sarhoş”, “Dertli Sarhoş”, “Diplomat Sarhoş”, “Şehvetli Sarhoş”, “Cömert Sarhoş”, “Melankolik Sarhoş”, “Sulu Sarhoş”, “Atak Sarhoş”, “Şüpheci Sarhoş” ve “Çılgın Sarhoş”.

Affınıza sığınarak bu ilginç ve düşündürücü kategorik listeye “Küfelik Sarhoş”u da ben ilave etmek istiyorum. Mümtaz yazar Refik Halit Karay Beyden özür dileyerek…

Rakınız kaymak, sofranız bereketli, sohbetiniz daim olsun efendim.

Saygılarımla…

VEFA ZAT