Salah Birsel

(1919-1999) İncelikle işlenmiş yalın şiir dili ve benzeri bulunmayan düzyazılarıyla tanınan şair ve deneme yazarı. Cahit Sıtkı Tarancı ya da Edip Cansever gibi ya alkol olmasaydı
diyenlerden değildi. Hayatının kayda değer bir bölümünü İzmir ve Ankara’da geçirmiş olsa da İstanbul ve edebiyat sevdalısıydı. 1940’ta, henüz 21 yaşındayken Beyoğlu pansiyonlarında yaşamaya başlamış ve 22 yıl boyunca semtin müdavimi olmuştu. Gündüzleri Lebon, Nisuaz, Elit, Baylan, Ankara Pastanesi gibi kahvehanelerdeydi.. Gece muhabbet doğal olarak birahane ve meyhanelere kaydığında o da yer değiştiriyordu: Şehir Tiyatrosu, Petrograd, Lambo, Kör Agop, Cumhuriyet, Degustasyon, Nil, Refik, Lefter…

Güpegündüz içki içmeye yüzde yüz karşıydı. Ama bir seferinde Sait Faik’in üstelemesine dayanamadı. Tepebaşı’nda İzmir Lokantası’na gittiler. Bir Fertek Rakısı açtırdılar. İçtiler içtiler… Parasız yıllarında daha çok Asmalımescit’teki Tuna Birahanesi’nde bira pilakiye yatıyordu. Palazlandıktan sonra rakı ve meze öne çıktı. Bu evrilmede ustası ve piri olarak kabul ettiği Ahmet Rasim’e olan düşkünlüğünün de payı olsa gerek. Onun içki adabı üzerine yazdıklarını benimsedi ve çoğunluk kararında içti. Bu sırada mezeler üzerine düşünmeyi savsaklamadı, öyle ki piriyle aşık atacak düzeyde yetkinleşti. Favorisi rakı balıktı. Balıklardan da (mevsiminde) kılıç balığı ya da palamut… Hele bir de cevizibevva tarator varsa yemez yanında yatardı. Kılıçbalığı turşusuna ise hiç dayanamaz, bir başladı mı kavanozun dibini görürdü.

Şiirlerindeki büyük ironinin meyhane masalarında da sürdüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek. Durmadan Karagöz’ün pehpehlendiği bir çağda Hacivat’ın umarsızlığına bakmıştı. Asıl ününü 1970’lerde denemeleriyle yaptı. Bunu Ahmet Rasim, Sermet Muhtar Alus gibi hayranı olduğu İstanbul kent tarihçilerinin izinden giderek oluşturduğu Salâh Bey Tarihi’nin beş kitabıyla perçinledi. Bir denemesinde mecaz’ı çok geç öğrenmesini içinde yaşadığı kültürel iklimle açıklamıştı. Bir diğerinde tarihin ne denli önemli olduğunu yaşadıkça anladığını yazmıştı. Belki de bu yüzden Salâh Bey Tarihi’ni, her şey Boğaziçi’nin sis perdelerinden biri arasında yitip gidecekmiş telaşıyla, deyim yerindeyse can havliyle yazdı. “Bunlar bir kez yazılıyor bir daha da yazılmaz. Onları Salâh Birsel’den başka da yazacak yoktur. Bütün yazarlar çekti gitti” demişti. Haklı olduğu anlaşıldı.

SERHAT ÖZTÜRK
Salâh Birsel Boğaziçi Şıngır Mıngır / Sergüzeşt Nono Bey ve Elmas Boğaziçi / Kahveler Kitabı / Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu

Rakı Ansiklopedisi‘nden alınmıştır.