Reşad Ekrem Koçu

(1905-1975) Tarihi kuru anlatımdan kurtararak geniş kitlelerin zevkle okuduğu bir konu haline getiren, ama anlatımında gerçekleri titizlikle göz önünde tutan, bütün bunları Türk diline hâkimiyetini gösteren bir üslupla okuyucusuna sunan edip-tarihçi ve her şeyin üstünde büyük bir İstanbul âşığı. Aydın bir babanın oğlu olan Koçu, 1931’de mezun olduğu İstanbul Üniversitesi’nde Ahmet Refik Altınay’ın öğrencisi ve asistanı oldu. Hocasının kurban seçildiği üniversite tensikatında o da ayrılmak zorunda kaldı. Ünlü tarihçimiz Halil İnalcık’ın üniversiteler için büyük bir kayıp saydığı bu ayrılıktan sonra, uzun yıllar Vefa ve Pertevniyal liselerinde öğretmenlik yaptı. Bu satırların yazarı da onun öğrencisi olmak mutluluğunu tattı. Öğrencilerini ağzına baktıran çok iyi bir tarih hocasıydı. O günler için hiç düşünülmeyecek pedagojik uygulamaları vardı. Mesela gayretli öğrencileri çeşitli armağanlar vererek taltif ederdi. Roma tarihini öğretirken öğrencilerini, bilet ücretini cebinden ödeyerek, o günlerde vizyona giren ünlü Qua Vadis? filmine götürmüştü.

Koçu iyi bir öğretmen olmanın yanında usta bir yazardı. Tarihi gerçekleri değiştirmeksizin kaynaklardaki bilgi ve tasvirleri bir öykü örgüsü içinde başarıyla bir araya getirdiği Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, Kösem Sultan gibi romanları yazdı. Bunların yanında herkesin zevkle okuyabileceği, ağır bilgiler ve notlarla bezdirici olmayan, ama içinde ciddi ve ilgi çekici yeni görüşler de bulunan Yeniçeriler, Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı Muahedeleri, Bostancıbaşı Defterleri, Türk Giyim Kuşam ve Süsleme Sözlüğü, Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri gibi monografiler de kaleme aldı. Ama asıl uğraşı, büyük kısmını kendisinin yazdığı İstanbul Ansiklopedisi idi. Rakı Ansiklopedisi’nin ana kaynaklarından biri olan bu özgün eseri hocamıza göre Türk İstanbul’un tapu senedi olacaktı. 1944’te başladığı, fasılalarla ölümüne kadar sürdürdüğü bu uğraşını bitirmesine ecel izin vermedi. 11 ciltte yarım kalan ansiklopedi ancak G harfine gelebilmişti. Son yıllarında kendisi de bu muazzam girişimi sonlandıramayacağını anlamış ve bezgin bir gününde yıllardır çeşitli dosyalar içinde biriktirdiği notlarını evinin önündeki bir düzlükte yakmak istediğini bile söylemişti. Şairin dediği gibi kendini artık Hâk-ı siyah içinde kaybolacak bir dâne gibi görmeye başlamıştı. Ne yazık ki bu notlarının akıbetini bugün de bilmiyoruz.

Koçu, hiç evlenmedi; Muallim Naci’nin Gönlüme sâkiyi mimar eyledim meyhanede dizelerini kendine düstur eyledi ve öyle yaşadı. Tıpkı çok sevdiği Ahmet Rasim gibi, hocası Ahmet Refik gibi rindane ama efendice, adabıyla içti. İçki adabının bozulmasına hiç dayanamazdı. Eskilerin deyişiyle seri’ül infial olduğundan, yani çabuk tepki veren ve bunu hiddetle yapan bir kişi olduğundan, masasında ancak onun hemdemi, arif, rint, hoş-meşrep ve en önemlisi Ahmet Rasim’in tabiriyle alacağı gıdanın miktarını bilen, rakı içmenin amacının keyif almak olduğunun idrakindeki kişiler oturabilirdi. Dostlarına çok sadıktı, onlarla bezm-i rindân ve meclis-i ârifân dediği rakı sohbetlerinde bulunmaktan büyük zevk alırdı ama eski geleneklerin bozulmasına da çok kızardı. Örneğin çok sevdiği Degustasyon Lokantası, 1950’li yıllarda rakıyı geleneksel kadehler yerine limonata bardağı dediği ince uzun bardaklarla servis yapmaya başlayınca çirkin ve uyduruk bir bid’at diye tanımladığı bu değişiklik yüzünden oraya bir daha adım atmadı. İstanbul Ansiklopedisi’nde Degüstasyon Lokantası maddesini başkasına yazdırdı. Yazıda lokanta övüldü, ama altına kendi notu olarak bu protestosunu da ekledi.

Koçu, çoğu gazete ve dergi köşelerinde unutulmaya terk edilmiş yazıları, romanları, tarihi incelemeleri ve dünyada eşi benzeri olmayan bir kent ansiklopedisi olan İstanbul Ansiklopedisi ile, edibane rakı sofralarının unutulmaz siması ve büyük bir İstanbul âşığı olarak anılarda yaşayacaktır.

EROL ÜYEPAZARCI

Rakı Ansiklopedisi‘nden alınmıştır.