Sıkı bir rakı tiryakisi olarak şunu da itiraf etmek isterim ki kimi zaman ölçüyü fazla kaçırıp kendimi şair hissettiğim de olmuyor değil. Ne de olsa rakı denen yaramaz çocuk insanın gözüne pembe gözlükleri takıyor o anlarda ve dünyayı tozpembe olarak gösteriyor insana. Fena da olmuyor hani, dertlerden, üzüntü ve kuruntulardan arındırıyor adamı. Bu gibi anlarda genellikle tekrar kadehime uzanıp platonik ve romantik duygularımın esiri olarak mutluluğa koşuyorum. Kimileri hiç yaşanmamış aşklar olsa bile… Sebebi ne olursa olsun, bu böyle oluyor hep. İşte o anlarda kalemi elime alıyorum ve zaman adlı meçhulde farklı dünyalara uçuyorum, hem de uçabildiğim kadar uçuyorum.

Aşağıdaki nefesler hep o anlarla, hep o dünyalarla ilgili. Umarım beğenirsiniz.

Hercai menekşe’nin kaprisi

Çaresiz, yâr arar yanar yanar dururum
Gönül bahçeme bakar da cânânı bulurum
Verecek yok başka bir şeyim, selamdan başka
Gam çeker, sarhoş olur, her an seni solurum

Heyhat! Vakit çok geç…